Yayın Akışı : Türkiyenin Vektörel Çizim İndir Platformuna Hoş Geldiniz...
Yayın Akışı
TR LT

Lüks İş Kartvizit İndir

Lüks İş Kartvizit İndir

Lüks İş Kartvizit İndir



Modern Afiş İndir Ücretsiz Vektör

Modern Afiş İndir Ücretsiz Vektör

Modern Afiş İndir Ücretsiz Vektör


Kahve Saati Logo Tasarımı Ücretsiz Vektör

Kahve Saati Logo Tasarımı Ücretsiz Vektör

Kahve Saati Logo Tasarımı Ücretsiz Vektör


İnsan Korkudan Ölebilir mi?

İnsan Korkudan Ölebilir mi?

İnsan Korkudan Ölebilir mi?

İnsanın ödü patlayabilir, ödü bokuna karışabilir, korkudan kaskatı kesilebilir ya da korkudan kanı donabilir ama acaba korkudan ölmesi mümkün müdür?




Psikolojik ve duygusal stresin kalp krizi ihtimalini artırdığına dair önemli bir takım kanıtlar var. Bu yüzden de, korkunun yarattığı stresin ani ölüme neden olabilmesi gayet mantıklı.


Ünlü bir Sherlock Holmes öyküsü olan Baskervillerin Köpeği adlı roman birçok kez sinemaya uyarlandı.


Kitapta azgın bir köpeği korkuttuğu bir Charles Baskervillie, kalp krizi geçirip ölür. 2001'de British Medical Journal'da (*) yayınlanan "Baskervillerin Köpeğe Etkisi: Psikolojik Stresin Ölüm Zamanı Üzerindeki Etkileri Üstüne Doğal Bir Deney" başlıklı makale, bu fenomenin doğru olup olmadığını araştırıyor. Bu araştırmacılar insanların şiddetli duygusal stres yaşadıkları zaman kalp krizinden ölme oranlarının arttığını göstermek istemiş, bu yüzden de ayın dördüncü günü gerçekleşen ölüm oranlarına konsantre olmuşlar, japon ve çin kültüründe dört rakamı ölüm ile ilişkilendirildiği için rakamdan korkulur ve sakınılır. Ama bu diğer kültürler için geçerli değildir.


Japon ve çin kökenli amerikalılar ile beyaz amerikalıların ayın dördündeki ölüm oranlarının japonlarda ve çinlilerde doruğa ulaştığını, ama diğer gruplarda böyle olmadığını bulmuşlar. Görünüşe bakılırsa insan korkudan ölebilir en azından dört rakamının korkusundan.

*ingiliz tıp dergisi

Yeşil iş broşürü şablonu Ücretsiz Vektör

Yeşil iş broşürü şablonu Ücretsiz Vektör

Yeşil iş broşürü şablonu Ücretsiz Vektör


Işık etkisi ile soyut teknoloji arka plan Ücretsiz Vektör

Işık etkisi ile soyut teknoloji arka plan Ücretsiz Vektör

Işık etkisi ile soyut teknoloji arka plan Ücretsiz Vektör


Mavi yuvarlak modern yıllık rapor şablonu Ücretsiz Vektör

Mavi yuvarlak modern yıllık rapor şablonu Ücretsiz Vektör

Mavi yuvarlak modern yıllık rapor şablonu Ücretsiz Vektör


Peynir tüketimi kemik erimesi riskini azaltıyor

Peynir tüketimi kemik erimesi riskini azaltıyor

Peynir tüketimi kemik erimesi riskini azaltıyor

Zengin bir kalsiyum ve protein kaynağı olan peynirin düzenli olarak tüketilmesi, kemik erimesi (Osteoporoz) riskini azaltıyor. Kemik sağlığının korunması, kırık riskinin azaltılması için en önemli konu ise yeterli kalsiyum ve D vitamini alımı.



İstanbul Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşegül Ketenci, gelişimini sinsi bir şekilde sürdüren kemik erimesinin önlenmesinde en önemli konunun hastalanmadan önce korunma olduğunu kaydetti. Ketenci, özellikle düzenli süt ve süt ürünleri tüketimiyle D vitamini alımının ileride görülebilecek osteoporoz riskini azalttığını söyledi.

Her yaş döneminde görülmekle birlikle genellikle yaşlılarda görülen osteoporozun kemiklerde zayıflama ve kırık riskini artıran bir hastalık olduğunu belirten Ketenci, "Osteoporoz kemiklerin güçlü ve sağlam kalması için gereken kalsiyumun büyük bir kısmının kaybolması, kemik yapısının ve kalitesinin bozulması anlamına gelir. Bu konuda genetik çok önemli olmakla beraber çocukluktan itibaren yetersiz ve dengesiz beslenme, hareketsiz bir yaşam kemik erimesine zemin hazırlamaktadır. Osteoporozu önlemede en önemli iki faktörden birinin güçlü kemik oluşumunu sağlamak, diğeri ise kemik kaybını önlemektir" dedi.

Yeterli oranda kalsiyum

Ketenci, şöyle devam etti: "Kemiklerdeki doruk kemik kütlesi büyüme hızına bağlı olarak artar ve 17-18 yaş civarında en yüksek düzeye ulaşır. 30 yaşa kadar kemiğin maksimal kütlesinde önemli bir değişim olmaz. Bu yaştan sonra ise azalma başlar. Kemiğin kütlesinin kaybı menopozla birlikte hızlanır. Bu nedenle, kemik erimesi riskinin azaltılmasında, çocukluk çağından itibaren alınan kalsiyum miktarı önemlidir. Düzenli hareket, yeterli D vitamini ile ihtiyaç duyulan diğer minerallerin alımı kemik sağlığımızla doğrudan ilgilidir. Çocukluk ve gençlik yıllarında kemiklere yapılan yatırım, sonraki yaşlar için önemlidir"

Kemik Sağlığı için peynir önemli

Kemiklerin gelişmesinde ve kemik sağlığının korunmasında süt ve süt ürünlerinin büyük önem taşıdığını da kaydeden Prof. Dr. Ketenci, özellikle kalsiyum ve protein kaynağı peynirin kemik sağlığı için en önemli gıdalardan biri olduğunu belirtti. Prof. Dr Ketenci şöyle dedi:

"Kemik erimesi için en önemli konu, hastalıktan önce korunmaktır. Bunun için de yeterli dengeli beslenme, kemikler için büyük önem taşıyor. Günlük kalsiyum ihtiyacının karşılanmasında ve kalsiyum alımının artırılması için; hem öğün hem de öğün aralarında, süt, peynir yoğurt, kefir gibi ürünleri tercih etmek, hamur tatlıları yerine sütlü tatlıların tüketimine özen göstermek gerekiyor. Süt, protein fosfor, magnezyum, potasyum ve çinkonun da bulunduğu kemikler için çok önemli 22 temel besin maddesinin 18 tanesini içeriyor. Ancak fazla miktarda süt alındığında içindeki laktoz, galaktoza dönüşüyor. Oysa peynirin içindeki laktoz, sütteki gibi galaktoza dönüşmediği için daha güvenle yiyebileceğimiz bir gıda."

Gizlilik mi önemli, popülerlik mi?

Gizlilik mi önemli, popülerlik mi?

Gizlilik mi önemli, popülerlik mi?

Antivirüs yazılım kuruluşu ESET tarafından İngiltere'de sosyal medya kullanıcıları arasında gerçekleştirilen araştırmaya göre katılımcıların %68'inin dijital ortamdaki kişisel bilgilerini korumak için adımlar attığı, %53'ünün ise düzenli olarak sosyal medya hesaplarındaki gizlilik ayarlarını kontrol ettiği ortaya çıktı.


Sosyal medya kullanıcılarının gizlilik konusundaki yaklaşımlarını irdeleyen araştırmanın verilerini değerlendiren ESET Güvenlik Uzmanı Mark James, sosyal medya kullanıcılarının nihayet online tehditlerin farkına varmaya ve özellikle gizli bilgilerini ele geçirmeye çalışan saldırganlar olduğu gerçeğini görmeye başladıklarını dile getirdi.

Gizlilik artık popülerlikten önemli
İngiltere'de 1000 sosyal medya kullanıcısının katılımıyla yapılan çalışmada katılımcıların yüzde 68'inin umut verici şekilde online gizliliklerini ya da başka ifadeyle dijital ortamdaki kişisel verilerini korumak için adımlar attığı, yüzde 75'lik kesimin sosyal medyada gizliliğin popülerlikten daha önemli olduğunu düşündüğü ve yüzde 53'ünün de düzenli olarak gizlilik ayarlarını kontrol ettiği ortaya çıktı. Araştırma, son yıllarda meydana gelen büyük bilgi sızıntılarının da etkisiyle siber güvenlik ve gizlilik önlemleri alma konusundaki farkındalığın arttığını ortaya koyuyor.

Tanımadıklarını takip etmiyorlar
Çalışmada yer alan diğer sonuçlarda katılımcıların yüzde 72'sinin sosyal medyada tanımadıkları kimseleri takip etmedikleri, yüzde 57'sinin yükledikleri paylaşım ve fotoğrafların tanımadıkları kimseler tarafından görülmesini istemedikleri ve yüzde 68'inin ise Facebook veya Twitter üzerinden konum bilgisi paylaşmayı bir risk olarak değerlendirdiği ifade ediliyor.

Aynı parola ya da şifre kullanma oranı düşüyor
Araştırmada ortaya çıkan diğer olumlu verilere göre kullanıcıların yüzde 62'si artık birden fazla hesapta aynı şifreyi kullanmıyor, yüzde 81'i şifrelerinde doğumgünü, yıldönümü gibi özel hayat bilgilerine yer vermiyor ve yüzde 69'u da telefonla alışveriş yaparken kredi kartı bilgilerini paylaşmıyor.

Kadınlar daha dikkatli
Çalışma, kadınların birçok alanda erkeklere göre daha bilinçli güvenlik önlemleri aldığını da belirledi. Örneğin erkeklerin yüzde 36'sı online gizliliklerini korumak adına hiçbir önlem almamışken, kadınlarda bu oran yüzde 29 seviyesinde. Erkeklerin yüzde 10'u sosyal medya hesaplarındaki gizlilik seçeneklerini hiç görüntülememişken, kadınlarda bu oran %5 olarak görülüyor. Ayrıca erkeklerin yüzde 39'u konum bilgisi paylaşmanın bir güvenlik riski oluşturmayacağını düşünürken, kadınların yalnızca yüzde 26'sı benzer şekilde düşünüyor.

Bilgi, 21.yüzyılın para birimidir
ESET İngilitere'den Güvenlik Uzmanı Mark James, yaptığı açıklamada: "Bilgi, 21. yüzyılın para birimi haline gelmiş durumda ve siber saldırganlar buna erişmek için sürekli yeni yöntemler keşfediyorlar. Buna rağmen, tüketiciler gizlilikleri konusunda daha bilinçli hale geldikçe saldırganların işi zorlaşıyor ve bence bu oldukça iyi bir gelişme" dedi.

"Buna rağmen hala konunun ciddiyetini tam olarak kavrayamayarak risk alan pek çok kullanıcı da bulunuyor" diyen James, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu kişilere tavsiyem, çok geç olmadan bir an önce online gizliliklerini korumaya başlamalarıdır. Tüm hesaplarınız için farklı şifreler kullandığınızdan emin olmak ve sosyal medya hesaplarınızdaki gizlilik seçeneklerinizi güncelleyerek paylaşımlarınızın ve resimlerinizin herkes tarafından görülmesini önlemek gibi basit adımlarla işe başlayabilirsiniz. Aynı zamanda, çevrimiçi aramalar yaparak hangi kişisel bilgilerin herkes tarafından görülebildiğini de tespit edebilirsiniz. Eğer endişe verici bir bulguya rastlarsanız o bilgiyi hemen silmelisiniz. Buna ek olarak, tüm kullanıcıların iyi bir internet güvenlik çözümü kullanarak online tehditlere karşı öncü bir güvenlik katmanı oluşturmalarını tavsiye ediyoruz."

Not: Bu araştırma One Poll tarafından Ekim 2016'da, İngiltere'de bulunan 1000 sosyal medya kullanıcısı üzerinde gerçekleştirilmiştir.

Göz çevrenizi lazerle gençleştirin

Göz çevrenizi lazerle gençleştirin
Göz çevrenizi lazerle gençleştirin
Modern lazer uygulamaları son dönemlerde göz kapağı cerrahisinde de kullanılıyor. Bu uygulamayla yüz bölgesinde ve özellikle gözlerde çarpıcı bir gençleştirme yaparak, tazelenmiş bir görüntüye kavuşmak mümkün.
Lazerle göz çevresi gençleştirme operasyonunun uzun süredir yaptıkları uygulamalardan bir tanesi olduğunu dile getiren Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur: "Göz kapakları yüzün yaşlanma belirtilerini ilk gösteren yerlerdendir. Genellikle 20'li ve 30'lu yaşlarda ilk çizgiler belirmeye başlar ve ardından göz torbaları, gözaltı morlukları ve bütün yüz güzelliğini etkileyen kazayağı oluşumları görülür. Bir süre sonra göz kapağı iyice düşer ve hatta görüş açısını kapatır.

Birçok kişi henüz 30'lu yaşlarda oldukları için, bu tarz sorunlardan muzdarip olsalar dahi, göz kapağı operasyonu için erken olduğunu düşünürler. " dedi ve ekledi: " Oysaki artık lazer teknolojisiyle klasik göz kapağı operasyonlarının dezavantajlarını tam manasıyla dışlayarak, 30'lu yaşlarda da göz kapağı ameliyatı olmak isteyen pek çok hastamıza ulaşabiliyoruz. "

Doğal ve genç görünümün sırrı
Göz ve çevresinin doğal ve genç görünümü destekleyen ve yaşı apaçık belli eden bir yapıya sahip olduğunu söyleyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, lazer teknolojisiyle özellikle üst göz kapaklarındaki sarkma ve düşüklüğü ortadan kaldırmayı amaçladıklarını söyledi.

Ayrıca: " Alt göz kapaklarındaki torbalanmayı ve gevşek cilt dokusunu yok etmek, göz çevresindeki mor halkaları kaldırmak, gevşek halde duran alt göz kapaklarını sıkılaştırmak, üst göz kapaklarında doğal bir genç görünüm kazandırmak, üst göz kapakları üzerine ağırlık yapan kaşı düzeltmek gibi bir dizi avantajları bulunuyor" diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, neşter yerine lazer kullanılarak yapılan göz kapağı estetiğinin diğer faydalarına da değindi.

Hızlı iyileşme süreci
Lazerle göz kapağı yenileme tekniğinin daha pek çok faydası olduğunu söyleyen Cihantimur: Daha az kanama, daha az morarma, daha az şişlik, daha hızlı iyileşme ve daha doğru sonuç alabiliyoruz ayrıca operasyon zamanı kısalıyor, bunun da ekstra bir avantajı var" ifadesinde bulundu.

Çalışan hamileler işe servisle mi gitmeli?

Yüksek tempolu ve çok yorucu bir işi olmayan anne adayları, gebeliklerinin son haftalarına kadar rahatlıkla çalışabilirler. Ancak iş yerine gidiş-gelişlerde araba kullanmak yerine eğer imkanları varsa servis araçlarıyla seyahat etmeleri sağlık ve konforları açısından daha iyi olacaktır.

"Hamilelerin iş yerine servis, toplu ulaşım araçları veya eşleri tarafından kullanılan özel araçla gitmeleri en idealidir" diyen Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları-Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, çalışan anne adaylarının hamilelik sürecini sağlıklı geçirebilmeleri için önerilerde bulundu:

BABET DOĞRU BİR SEÇİM DEĞİL

Anne adayları; iş ve günlük hayatlarında vücuda oturmayan, rahat hareket etmelerini sağlayacak hafif ve bol kıyafetler tercih etmelidir. Özellikle terlemeyi artıran sentetik kumaşlar yerine daha sağlıklı olan pamuklu kumaşlar tercih edilmelidir. İç çamaşırlarında da buna dikkat etmeliler. Bu dönemde ayakkabı seçimi de oldukça önem taşır. Babet gibi topuksuz veya yüksek topuklu ayakkabılar sıklıkla bel ağrılarına sebep olabileceğinden alçak topuklu ayakkabılar anne adayının çalışma ortamındaki rahatı için daha doğru olacaktır.

OFİSİNİZ İYİ HAVALANDIRILMIŞ OLMALI

Anne adayının çalışma ortamının aydınlık ve iyi havalandırılmış olması çok önemlidir. Direkt klimaya maruz kalmayan bir bölümde rahat bir koltuğun olduğu ve dirseklerin 90 derecede durabileceği yükseklikteki masalar kullanılmalıdır. Uzun süre dinlenmeden çalışmak kaslarda ağrıya ve dolaşım sisteminde bazı problemlere yol açabilir. Belli aralıklarla verilecek molalarda basit kol, bacak ve boyun hareketleri faydalı olur. Sürekli oturarak çalışan anne adaylarının 2 saatte bir kalkıp 10 dakika ofis içinde dolaşmaları, dolaşım sistemlerini rahatlatmaları açısından önemlidir. Mümkünse işe servisle gidip gelmek, öğle saatlerini 'şekerleme' yapmak için kullanmak, işini bir an önce bitirip geri kalan zamanını istirahat için harcamak veya işyerinden erken çıkma seçeneğini kullanmak da anne adayı için çözüm olabilir.

ARABA KULLANMAK YERİNE SERVİSE BİNİN

İş yerine servis, toplu ulaşım araçları veya eşiniz tarafından kullanılan özel araçla gitmek en idealidir. Aracı kendiniz kullanıyorsanız emniyet kemeri kullanımına özen göstermelisiniz. Tansiyon ve kan şekeri düşme eğiliminin ortaya çıktığı durumlarda araç kullanılması önerilmez. Hamileliğin ikinci yarısından sonra anne adaylarının araç kullanımında daha yavaş seyreden trafikleri tercih etmeleri önemlidir. 32'nci haftadan sonra kısa mesafeler hariç anne adayının araç kullanması istenmez.

EVDE YÜRÜYÜŞ VE BASİT EGZERSİZLER YAPIN

Çalışan ve günün önemli bir kısmını ayakta geçiren hamileler, evde ayaklarını ve bacaklarını yüksek bir noktaya kaldırarak dinlenmelidirler. İş sonrası evde basit yürüyüş veya temel egzersiz hareketleri ile toplardamarlardaki kan akışını düzenleyecek hareketler yapmaları önerilir. Haftada 2-3 kez yüzme, her gün en az 20 dakikalık tempolu yürüyüşler ya da germe-gevşeme egzersizleri; hem anne adayının kendisini daha iyi hissetmesini sağlar, hem de doğuma iyi bir hazırlık olmaktadır. Gece yatmadan alınan ılık bir duş; anne adayını rahatlatarak düzenli bir uykuya geçişi sağlar.

10 Yaş Daha Genç Gözükmek Mümkün mü?

Tüm dünyanın genç ve sağlıklı kalmanın peşinde koştuğu bir gerçek. Estetik cerrahi genç kalabilmenin sihirli anahtarını sunuyor ve elveda denilen yıllara inat, günden güne tazelenen bir cilde, yenilenen bedene kavuşma imkanını veriyor. Peki, siz de en az 10 yaş daha genç gözükebilmek için neler yapmanız gerektiğini biliyor musunuz?

Estetik International Sağlık Grubu doktorları olduğunuzdan daha genç gözükmenin sırlarını veriyor: "Hemen herkes 30'lu yaşlarda aynalardaki aksine bakıp, hafif form kayıpları yaşadığının farkına varır. Özellikle 30-40 yaş arası geleceğe yatırım yapmak için en doğru yaş aralıklarıdır. Bu yaş aralığında yaptıracağınız önlem uygulamaları, 40'lı, 50'li ve hatta 60'lı yıllara daha rahat, dinç, diri ve daha genç girmenizi sağlayacaktır. Önce beslenmeyle başlayalım. Hayatınızdan suyu, sebzeyi ve meyveyi eksik etmeyin. Cildinizi nemlendirin ve güneş ışığından koruyun. Hiç alternatifi yok, kesinlikle sigarayı terk edin. Spor, sabit kiloda kalma ve stresden uzak bir yaşam tarzı şart. Tüm bunları yaptıktan sonra medikal ve estetik cerrahiden yardım alabilirsiniz."

Yaşlı Gösteren Yüz Kusurları

Yüzümüzdeki yaşlı gösteren kusurları sıralayan Estetik International, ince çizgiler, gıdık ve boyun bölgesinin yaşı en fazla belli eden alanlar olduğunu söylüyor ve ekliyor:
"Hindi boynu olarak da tanımlanan sarkmış, kırışmış gıdık ve boyun bölgesi, yüz güzelliğinize gölge düşüren ve sizi olduğunuzdan çok daha fazla yaşlı gösteren alanlardır. Yine ince çizgilerle başlayıp, giderek derinleşen kaz ayakları, dudak üstü ve alın çizgileri, form kayıplarını belli ederler. Bunun için kliniklerimizde öncelikle ameliyatsız tekniklere yöneliyoruz çünkü cerrahi girişimlerde kesi yapıldığı için, iyileşme süreçleri uzuyor, komplikasyon riski artıyor. Botoks, yağ enjeksiyonları, Örümcek Ağı Tekniği, tüm bu sorunların önüne geçmemizi sağlıyor."

Saçlar Çok Önemli

"Seyrekleşen ve gençlik zamanlarındaki gibi canlı ve gür kalamayan saçlar kesinlikle yaş alma sinyalleri verir" saçların canlanması için, Estetik International laboratuvarlarında geliştirilen Organik Saç Ekimi enjeksiyonunu öneriyoruz diyen sağlık grubu doktorları ayrıca şunları söyledi: " Normalde Organik Saç Ekimi için kullandığımız, hastanın bölgesel yağlanma alanlarından alınarak, kök hücreden zengin hale getirdiğimiz yağlı sıvıyı, saçların canlanması ve tekrar sağlık kazanması için de kullanıyoruz. Bu sıvı sayesinde, saçların dökülmesi duruyor ve etkili bir şekilde canlanma başlıyor".

Dudakların Parlak ve Diri Gözükmesi Gerekir

Dudakların güneşten en fazla etkilenen bölge olması ve zaman içinde renk ve diriliğinde kayıplar yaşanması yine yaşlı gösteren unsurlardan bir tanesi." Öncelikle yaz kış dudakların nemsiz bırakılmaması gerekiyor. Yüksek koruma faktörlü dudak koruyucularını önerebiliriz. Eğer bir form kaybı yaşanıyorsa, dudaklara yapay enjeksiyonlar yerine, hastanın kendi yağıyla hazırlanan kök hücreden zenginleştirilmiş yağ enjeksiyonu yapılabilir. Bu sayede hem dudaklara dirilik kazandırılır, hem de kaybolan canlılığı kök hücre sayesinde tekrar yerine gelir."

Alerji Mevsimi Çocukları Da Etkiliyor

Mevsimsel allerjik nezle ( Allerjik Rinit) burun ve üst solunum yollarının tekrarlayan bir hastalığı olup, burun tıkanıklığı, hapşırık, burun akıntısı, burun kaşıntısı, damakta kaşıntı gibi bulgularla ortaya çıkmaktadır. Allerjik Rinittte şikayetler çift taraflıdır. Kaşıntı nedeniyle sık sık elleriyle burunlarını yukarıya doğru itme hareketi (allerjik selam) ve buna bağlı burun ucunda yatay çizgi oluşumu ile beraber gözaltlarında görülen ödem, hafif koyu renk değişikliği allerjik rinitin tipik bulgularıdır.

Medicana Bahçelievler Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Eliaçık, yaklaşan alerji mevsimi ve çocuklardaki alerjik semptomlar hakkında bilgilendirdi.

Çocukluk yaşlarında her yaş içinde ilk bulgular ortaya çıkmaktadır. Ebeveynlerde allerjik nezle veya bir başka allerjik hastalığı olanlarda allerjik nezle görülme sıklığı artmaktadır. Hastalık bulguları en sıklıkla bitkilerin havada uçuşan polenleri ile ve ayrıca ev tozu akarları, küf sporları, evcil hayvanların deri ve tüy döküntüleri gibi alerjenlerle karşılaşmayı takiben ortaya çıkar. Ayrıca sigara dumanı, hava kirliliği, keskin kokular, soğuk hava, rüzgarlı hava gibi üst solunum yollarını rahatsız edici faktörler tarafından tetiklenerek bulguları başlar. Bulguların olmadığı dönemlerde çocuk son derece iyi olup tamamen sağlıklı bir görünümde olabilir.

Allerjik Olduğunu Nasıl Anlarız?
Tanıda en önemli nokta hastanın hikayesidir. Nelerin tetiklediği ve hangi mevsimde ortaya çıktığı tanıyı koymada yardımcı olacaktır . Allerjik nezle tanısı sık burun ve göz kaşıntısı, akıntısı, tıkanması olan çocuklarda muayene bulguları, laboratuar testleri ve allerji deri testleri ile konur. Deri Allerji testleri her yaş grubunda yapılabilir çocuk hekimleri ve allerji uzmanları tarafından değerlendirilmelidir.

Allerjik rinit, enfeksiyona bağlı rinit, allerjik olmayan rinit, rinosinüzit, polip (burunda et), geniz eti büyüklüğü, yabancı cisim, kistikfibrozis, kartegener sendromu ve tümör gibi pek çok hastalıkla karışabileceğinden hastalar ayrıntılı değerlendirilmelidir .

Allerji Tedavi Edilmezse Hangi Sorunlara Yol Açar?
Allerjik nezle hastalığı olan çocuklarda üst solunum yollarının komşuluğu ve hassaslığı nedeniyle zaman zaman sinüzit, geniz eti büyümesi, orta kulak iltihabı gibi diğer hastalıklar da eşlik edebilir. Ayrıca astım hastalığı olanlarda sıklıkla yıl boyunca devam eden allerjik nezle hastalığı da vardır. Hastalık tedavi edilmediğinde çocuğun günlük yaşamını, yaşam kalitesini, okul başarısını olumsuz yönde etkileyebilir. Ayrıca bir allerjik hastalığı bulunan kişilerde bazen bir başka allerjik hastalık bulguları zaman içinde eklenebilir. Örneğin Allerjik nezleli çocuklarda zaman içinde astım bulguları da ortaya çıkabilir. Hastalara uygulanan tedavi ile genellikle hastalık bulguları süratle iyileşir ve yakınmaların şiddeti ve sıklığı azalır. Hastalığın tedavisinde tam olarak iyileşme değil hastalığın kontrol altına alınması amaçlanır.

Kalıcı kilo verdiren inanılmaz yiyecek: Kuru baklagiller

Kanada'da 940 kişi üzerine yeni yapılan bir araştırmada, hiç diyet yapmadan sadece 1 öğünde 1 porsiyon kuru baklagil yenerek 1,5 ayda yarım kilo kaybedildiği gösterildi.

İç hastalıkları uzmanı Dr. Ayça Kaya, zayıflarken kuru baklagilleri daha sık tüketmek için 5 önemli nedene dikkat çekiyor.

1- Kuru baklagiller protein, demir, mineral açısından çok zengindir. Vücutta diyetsel eksiklik yapmadığı için metabolizmayı çalıştırır.
2- Kuru baklagiller beslenme ile birlikte vücuda giren kötü yağların emilimini azaltır. Dolayısı ile daha az yağlı yemeyi sağlar
3- Yağ emilimini azalttığı için vücut yağını azaltır. Kötü kolesterolü düşürür. Kan yağlarının iyi bir şekilde dengeye getirir.
4- Lif oranı çok yüksek olduğu için kişiyi çok tok tutar ve iştah kontrolü sağlar.
5- Kan şekerini hızlı yükseltmez. Yani glisemik indeksi düşük besinler olduğu için sindirim sistemi tarafından daha yavaş yıkılırlar. Bir sonraki öğünde daha az yemek yemeyi sağlarlar. %31 oranında tokluk hissini arttırır.

Dr. Ayça Kaya zayıflarken kuru baklagillerin etkisini maksimize etmenin 10 yolu hakkında bilgi veriyor;

• Kuru baklagili salçalı ve yağlı olarak tüketmeyin.
• Her gün 1 öğünde sadece maksimum 4 yemek kaşığı olarak haşlayarak salatalarınıza ekleyerek tüketin.

Kuru baklagil tokluğu arttırır
• Aynı gün üst-üste iki öğünde yemeyin.
• Demir emilimini yükseltmek için C vitamini kaynağı olan limon ve yeşilliklerle birlikte tüketin.
• Açlığınıza cevap olarak ara öğünlerde haşlanmış olarak yiyebilirsiniz. Dikkat 4 yemek kaşığını geçmeyin. Leblebi olarak da tüketilebilir.
• Ara öğün olarak yediğinizde yanına 1 bardak ayran veya sütlü kahve tercih ederseniz daha tok kalırsınız.

Vücudun ihtiyacı olan besin ögelerini sağlar
• Haşlanmış yumurta ile birlikte tüketildiğinde metabolizma hızını arttırır. Yağ yakımını güçlendirir.
• Zerdeçal, kırmızı biber ve karabiberle karıştırarak baharatlayarak yediğinizde yağ yakımını hızlandırır.
• Haftada 1-2 gün sadece akşam yemeğinde haşlanmış 4 yemek kaşığı kuru baklagile yoğurt, çiğ semiz otu, 2 tane ceviz ve kırmızı biberle karıştırarak tek çeşit olarak tüketilebilir. Bu şekilde tüketmek damar koruyucu etki gösterir. Çünkü semiz otu ve ceviz omega -3 desteği sağlarken, yoğurt ve kırmızı biber metabolizmayı hızlandırır, kuru baklagilde tokluğu arttırır, vücudun ihtiyacı olan besin ögelerini sağlar.
• Bizim kültürümüzde genellikle sebze yemeklerinin içine bulgur yada pirinç (ıspanak, pazı, pırasa, lahana…) eklenir. Dr. Ayça Kaya,sebzeleri haşlanmış kuru baklagil ekleyerek pişirilmesini öneriyor. Bu yöntemle pişirilen sebzelerin hem protein değeri artar hem de kilo vermeye yardımcı olur

Bu dünyadaki en güçlü duygu: Anne sevgisi

Bir anneler günü daha geldi. Annelerimizin yerini hiç kimse, hiç bir şey tutamıyor. Çünkü dünya üzerindeki hiçbir duygu, anne sevgisi kadar güçlü ve içten değil. Peki, anne sevgisinin oluşması ve gelişimi nasıl yaşanıyor? 

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü'den Klinik Psikolog Dr. Ayşe Bombacı annelik sevgisini oluşturan ve benzersiz kılan özellikleri açıklıyor…

Bir çocuğa sahip olmak, kalbini dışarıda taşımak gibidir... Anneler tüm zaman ve enerjilerini çocuğunun bakımı için vermeye hazırdır. Bir başkası için asla yapmayacağı birçok şeyi çocuğu için hiç düşünmeden yapar. Bebeğini besleyebilmek için uykusuz kalabilir, bir yılda binlerce defa çocuklarının altını değiştirebilir. Çocuğuyla ilgili istenmeyen bir tehlike söz konusu olduğunda hiç düşünmeden onu korumak için kendini feda edebilir.

Anne sevgisinin benzersizliği sadece edebiyat yazarlarını büyülememiştir, aynı zamanda bilim adamlarının da merakla araştırdığı bir konu olmuştur. Peki, anne sevgisinin oluşmasını destekleyici sebep ve gelişimler nelerdir? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü'nden Klinik Psikolog Dr. Ayşe Bombacı, annelik sevgisini oluşturan ve benzersiz kılan özellikleri açıklıyor.

Anne sevgisinin oluşması hamilelikle birlikte başlıyor. Bu dönemde yaşanan önemli hormonal değişimler anneyi, doğumdan sonra bebeğine bağlanıp onu koruması için hazırlıyor. Sevgi ve bağlanma hormonu olarak bilinen oksitosin hormonunun seviyesi hamilelikle birlikte yükselmeye başlıyor. Böylelikle bir anne adayı, bebeğine olan bağını henüz daha ona hamileyken güçlendiriyor. Onunla konuşarak, göbeğini severek, ona kendi sevdiği bir ninniyi söyleyerek aralarında bağ oluşmaya başlıyor.

Bağlanmada etkili olan diğer bir hormon ise, doğum sancılarının arttığı son evrede salgılanan endorfin hormonudur. Endorfin, insan bedeninin doğal olarak ürettiği bir ağrı kesicidir ve morfin gibi sakinleştirici etki yaparak doğumu kolaylaştırır. Çocuk dünyaya geldiğinde yaşanan sancılar bir anda unutulur, çünkü endorfin hormonunun seviyesi doğumdan sonraki ilk saatlerde hâlâ yüksektir. Anne, doğumdan sonra bebeğini kucağına aldığında, ona dokunarak iletişim kurduğunda ve emzirmeye başladığında bağlanma ve sevgi hormonu olan oksitosin yüksek seviyede salgılanmaya devam eder.

Araştırmalar, tek başına hormonların anne sevgisinin oluşmasında yeterli olmadığını göstermiştir. Bağlanmayla birlikte güçlenen anne sevgisi, duygusal ve fiziksel yardıma muhtaç dünyaya gelmiş bir bebeğin bütün ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli koşulları sağlıyor. Fakat bu duygunun gelişmesi için anne-bebek arasındaki iletişim ile bedensel dokunsal bağlanmanın sağlanması gerekiyor.

Anne sevgisini benzersiz kılan diğer bir özellik ise, bu sevgi sayesinde annelerin algılarının daha güçlü ve keskin olmasıdır. Örneğin bir anne, gece uykusundayken bile bebeğinin en ufak bir kıpırtısında uyanır ve onun ihtiyacını karşılar. Bir kadın için çocuk sahibi olmak ve anne sevgisini yaşamak, bağımlılık yaratan bir ödül etkisindedir.

Sağlıklı ilişkilerin temeli, anneyle kurulan bağın niteliğine bağlı
Peki, güçlü ve sağlıklı anne sevgisi alan bir çocuğun hayatında neler yaşanıyor? Anne sevgisi ve onunla kurulan güvenli bağ, bir çocuğun duygusal ve sosyal gelişiminin temelini oluşturduğunu belirten Bombacı, "Anne sevgisinin derecesi, bir çocuğun sosyal iletişim becerileri, empati kurabilme yeteneği ve hatta ileride karşı cinsle yaşayacağı romantik ilişkinin niteliğini bile etkileyebiliyor. Uzun sureli ve ciddi ilişkileri yaşamakta zorlanan yetişkinlerin klinik öyküsüne bakıldığında, çocukluk döneminde güvenli bir anne-çocuk bağı yaşamadıklarına rastlanıyor. Yine de daha sonraki dönemlerde yaşanan olumlu ilişkiler ve güven temelli sevgi dolu bir eş sayesinde, anne sevgisi almadan büyümüş bir çocuk, kendi yaşamamış olsa bile çocuğuna anne sevgisi verebiliyor" dedi.

İnsanların Gerçekten de Birden Fazla Kişiliği Olabilir mi?




1976 yılında gösterilen televizyon filmi Sybil'in öyküsü Flora Rheta Schreiber 'in yazdığı aynı adlı romandan alınmıştı. Hem film, hem de kitap gerçek bir hasta- psikiyatrist öyküsü üzerine üzerine kuruluydu ama son zamanlarda gerçek Sybil'in sahiden de birden fazla kişiliği olup olmadığı konusu tartışma yarattı. Three Faces of Eve (Eve'in Üç Yüzü), Sapık ve Ben, Kendim ve Sevgilim adlı filmler de çoğul kişilik bozukluğu konusunu ele almışlardı. Bu hastalık filmlerde popüler hale gelince, tanı konan vaka sayısında da ciddi bir artış yaşandı.

Çoğul kişilik bozukluğu, artık bu hastalığı işaret eden bir isim olarak kullanılmıyor. Şimdi bu hastalığı işaret eden bir isim olarak kullanılmıyor. Şimdi bu hastalığa Disosiyatif Kimlik Bozukluğu (*) yani DİD deniyor. DİD, iki veya daha fazla belirgin kişilik durumunun ya da kimliğin, sırasıyla kişinin zihnini kontrol altına alması ya da ele geçirmesi şeklindeki bozukluk olarak tanımlanıyor. Bu bozukluğa yol açan birçok faktör mevcut, ama içlerinde en yaygın olanı şiddetli duygusal stres.

Suyun En Sağlıklı Hali


Sıcak havaların gelmesiyle birlikte buzdolabına sürekli su koymaktan bıktınız mı? Suyu sağlıklı ve pratik bir şekilde tüketmek mi istiyorsunuz? O zaman size güzel bir haberim var:, tüm bunları ve daha fazlasını sunuyor. Şirket içinde kullanmak için uzun zamandır kullanışlı (ve sağlıklı) bir Su Pınarı arıyorduk, kararımızı USP 20’den yana kullandık.



Açıkçası bundaki en büyük etkenlerden biri, su pınarının toplam 3 adet musluğa sahip olmasıydı. Muhakkak denk gelmişsinizdir, diğer su sebillerinde biraz soğuk, biraz da sıcak su musluğundan doldurur, “ılık” su elde etmeye çalışırsınız. USP 20’de böyle bir sıkıntı yaşamanıza gerek yok, üçüncü musluk damacanadaki suyu doğrudan (ısıtma/soğutma yapmadan) veriyor ve bu sayede hiç zaman kaybetmiyorsunuz. Aynı şekilde, havaların ılıman olduğu dönemlerde sebili ısıtma ve soğutma özelliklerini tamamen devreden çıkararak da kullanabilir, enerji tasarrufu yapabilirsiniz.

Üç musluğa sahip olması önemli bir avantaj olsa da,  satın alma kararı vermemizdeki tek etken de değildi. USP 20 çok pratik bir model, alt kısmında kapalı bir muhafaza bulunuyor. Bu muhafazaya bir adet damacana koyabilir, damacana değişimi için beklemekten kurtulabilirsiniz. Su tankları paslanmaz çelikten imal edilmiş ve yeni su sebili mevzuatına da uygun. Yani sağlıksız parçalar içermiyor. Saatte 5 litre soğuk, 2 litre sıcak su kapasitesi sunuyor. Suyu 5 derece kadar soğutup, 85 dereceye kadar da ısıtabiliyor. Tasarımı ise sade, kullanışlı ve dayanıklı: Uzun süre boyunca kullanabileceğiniz daha bakar bakmaz anlaşılıyor. https://satis.ugur.com.tr/item/usp-20-d/100017 adresinden 12 taksit fırsatıyla sipariş verebilir, suyu sağlıklı ve pratik bir şekilde tüketmeye siz de başlayabilirsiniz!






Bir boomads advertorial içeriğidir.


Şimdi İçecekler Sürahisi Gündemde..

Hepimiz bütün gün bir şeyler yemenin yanı sıra, bir şeyler içiyoruz. Genelde neler içtiğimizi unutuyor, içtiklerimize özen göstermiyor ve içtiklerimizden ne kadar kalori aldığımızı göz ardı ediyoruz. 

Bütün gün kupalarla, bardaklarla oradan oraya koşturuyor, akşam kadeh tokuşturuyoruz. Ne içiyoruz, içtiklerimiz sağlığımıza ne katıyor, bizden ne götürüyor ve hangi içeceği ne kadar tüketmeliyiz bilmiyoruz.

Tüm bu soruların yanıtlarını Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber yanıtlıyor…

Yurtdışında yapılan bazı araştırma verileri toplanarak ve beslenme piramidinden esinlenerek hazırlanan içecekler sürahisi; içecekler ile ilgili tüm soru işaretlerini aydınlatıyor.

Uzun yıllardan beri günlük tüketilen içeceklerin, kilo alımı ile ilgili olduğu düşünülüyordu. Amerika'da yayınlanan bir çalışma bu düşünceyi doğruladı. Günlük aldığımız kalorinin ortalama %23'ü içeceklerden geliyor ve bu oldukça yüksek bir oran. Kısacası, yediğimiz kadar içtiğimiz de tartıda bizi mutlu veya mutsuz ediyor. Ayrıca içecekleri bilinçli tercih etmemiz gerekiyor. Çünkü yetersiz veya yanlış sıvı tüketimi; dikkatimizin ve konsantrasyonumuzun kolay bozulmasının ve fiziksel performansımızı düşürmenin yanı sıra uzun dönemde; mesane, kolon ve meme kanseri gibi kanser türlerine yakalanma riskimizi arttırıyor.

İşte en sık tükettiğimiz sıvılar ve vücudumuza etkileri:
Su: Yararları saymakla bitmeyecek olan suyun tırnağımızdan, saçımıza, böbreğimizden barsağımıza kadar önemi var. Yetersiz su tüketiminin vücudu dehidratasyon adı verilen susuzluk durumuna sokacağı biliniyor. Suyu yetersiz tüketip tüketmediğimizi anlamanın en kolay yolu ise idrar rengimizi kontrol etmek. Eğer açık sarı veya şeffafa yakın renkte ise sorun yok. İdrar renginiz koyulaştıkça vücudunuzu daha fazla susuzluğa mahkum ediyorsunuz demek oluyor.

Çay: Siyah, yeşil, beyaz, oolong çayı olarak çeşitleri var. Hangisi daha yararlı tartışmaları sürse de; doğru miktarda ve şekilde tüketilen çayın sağlığımıza yararlı olduğu bilinen bir gerçek. İçerisinde bulunan florid ile diş sağlığımıza da yararlı olduğu düşünülüyor. İçerdiği kateşinlerle kalp sağlığını korumakta destek olduğu ve bağışıklık sistemini desteklediği düşünülüyor. Yeşil çayın, diğer çay türlerine göre daha fazla antioksidan içerdiği ve düzenli tüketildiğinde metabolizmayı hızlandırmaya yardımcı olduğu biliniyor.

Kahve: Kahve yıllarca kalp sağlığınız bozmakla ve selülit yapmakla suçlanmış olsa da, aslında sanıldığı kadar suçlu değil. Düzenli kahve tüketiminin şeker hastalığına karşı riski az da olsa azalttığı bilimsel çalışmalar ile ortaya çıkmıştır. Ayrıca hafif antidepresan etkisi olduğu düşünülmektedir. Amerika'da yapılan bir çalışmada orta düzeyde tüketilen kahvenin intihar riskini azalttığı ortaya çıkmış, Finlandiya'da yapılan başka bir araştırmada günde sekiz kupadan fazla kahve tüketiminin tam ters etkiye sebep olabileceği vurgulanmıştır. Kahveyi tartışma konusu haline getiren kafein konusudur. Yetişkinlerde günlük 400 mg kafein alımı sağlığı olumsuz etkilememektedir, bu da ortalama 4 kupa kahveye eşit gelir. Gebelerde ise günlük önerilen doz 300 mg olsa da, kafein kasılmaları arttırdığından ötürü dikkatli tüketilmelidir. Kahveyi tartışma konusu haline getiren ikinci nokta ise krema kullanımı. Büyük boy kremalı bir kahve 400-600 kalorilere ulaşabiliyor. Bu durum da kilo alma konusunda risk yaratıyor.

Süt ve süt ürünleri: Süt ürünleri tüketiminin her geçen gün azaldığı ve ne yazık ki sütün yerine asitli ve şekerli içecekler tüketildiği bilinen bir gerçek. Oysa süt, sağlığımız açısından oldukça yararlı bir besin ve içecek kaynağı. Kimi dönemlerde kahve gibi "şeytan" olarak suçlanmış olsa da; tüm dünyanın önde gelen sağlık otoriteleri sütün günlük düzenli tüketilmesi gereken bir içecek olduğunu savunuyor. Sütün içerdiği kalsiyum sadece kemiklerimize iyi gelmiyor, düzenli kalsiyum alımının kilo alma riskiniz de azalttığı artık kanıtlanmış bir gerçek. Ayrıca yağı azaltılmış süt ürünlerini öneren bilim otoritelerinin de sayısı gün geçtikçe artıyor.

Meyve Suları: Kalori ve şeker içerikleri yüksek olabileceğinden ötürü dikkatli tüketimi önerilen bir grup. Her gün tüketilecekse bile sınırsız tüketim önerilmiyor.

Sebze Suları: Meyve sularına göre daha az kalori ve şeker içeriyorlar. Bazılarının sodyum miktarı yüksek olabileceğinden ötürü, yüksek tansiyon hastaları besin etiketlerini kontrol etmeli. Şeker ilavesiz olanlar meyve suyu yerine de rahatlıkla tercih edilebilir.

Alkollü içecekler: Sınırlı miktarda tüketilen alkolün sağlık üzerine yararlı etkileri olabileceği savunulsa da, içki tüketmeyen birine alkollü içecek önerilemez. Ancak normalde alkollü içecek tercih eden biri için en sağlıklı kabul edilebilecek alkollü içeceğin şarap olduğu söylenebilir. Günlük önerilen maksimum limitler kadınlar için bir, erkekler için iki birimdir. Bir birim alkol yaklaşık 1 kadeh şarap veya 1 bardak biraya eşit gelmektedir. Aşırı tüketiminde; kilo almanın yanı sıra vücutta vitamin ve mineral yetersizlikleri oluşturur, sindirim sistemi ve kalp sağlığı olumsuz etkilenir. Böbrek ve karaciğerlerin fonksiyonları bozulur.

Şekerli içecekler: Amerika'da yapılan Sağlıklı İçecek Paneli'nde "Kalori içeriği yüksek, besin öğesi, vitamin ve minerallerden fakir olarak tanımlanmıştır. Şekerli içeceklerin tüketimi minimalde tutulmalıdır.

Günde almanız gereken toplam enerjinin %10-15'i kadarı içecekler ile sağlanmalıdır. Örneğin 2000 kalori almanız gerekiyor ise içeceklerden alacağınız günlük enerji 200-300 kaloriyi aşmamalıdır. İçceklerin kafein miktarlarını da göz ardı etmeyin.

İleri yaşlarda beslenmeye dikkat!

Yanlış beslenmenin özellikle yaşlılarda, hastalıklara açık bir bağışıklık sistemi, düşük enerji seviyesi, depresyon, demans, tip 2 Diyabet, yüksek tansiyon, kalp damar hastalıkları, felç, osteoporoz gibi pek çok sağlık sorununa sebep olabiliyor. 

KadıköyŞifa Sağlık Grubu Ataşehir Hastanesi Beslenme ve Diyet uzmanı Dyt. Seda Bahtiyar Tatay; beslenmede yapılacak ufak değişimler ile çoğu zaman teşhiste güçlük çekilen beslenme yetersizlerinin tedavisinin mümkün olduğunu belirtiyor.

Yaşlılarda hem kilo kaybı hem kilo alımı ciddi beslenme problemlerini işaret eder. İleri yaşlarda metabolizmanın kalori yakım hızında 40 yaş öncesine göre büyük bir düşüş olur. Buna ek olarak ileri yaşta ve kronik hastalığı olan kişilerin genel enerji seviyeleri zaten çok düşük olur. Bunlara bağlı olarak hem yavaşlamış metabolizmanın getirdiği bir kilo artışı hem de enerji seviyesinin düşüklüğüne bağlı hareketsizliğin getirdiği kilo artışı yaşlılarda başlıca obezite sebebi olarak görülür. Ama bunun tam zıddı olarak iştahta azalma, yiyecek ve içecek maddesine kısıtlı ulaşım, ilaçların yan etkileri ve başka tıbbi sebeplerden dolayı istenmeyen kilo kayıpları da ileri yaşlarda görülen ciddi bir problemdir. İstem dışı kilo kayıpları yaşlılarda kesinlikle doktor kontrolü gerektiren bir durumdur.

İleri yaşlarda fazla tuz kullanımı, tat duyularındaki tuza hassasiyetin azalmasından kaynaklanır ki buda bu kişilerde yemekte memnuniyetsizlik ve iştahsızlık durumlarını yaratabilir. Tuzlu ve acı tatları algılamaktaki azalma fazla tuz kullanımını doğurmakta bu da tansiyon seviyelerinde kontrolsüz artışlara sebep olmaktadır. Bunun yanında ileri yaşlarda şekerli tatlara düşkünlük, tadı daha fazla hissedebilmekten kaynaklanmakta ve fazlaca şekerli gıda, tatlı ve şekerli içecek tüketimini artırmaktadır. Kilo alımları da zaten metabolizmanın yavaşladığı bu dönemde fazla şeker tüketimi ile artmaktadır.


Yetersiz sıvı tüketimi yaşlılarda 1. Sırada yer alan ortak problemdir. 
İleri yaşta sıvı tüketme kapasitesi düşer, susuzluk hissi azalır ve en önemlisi tuvalet problemlerinden (tuvalet kaçırma veya çok fazla tuvalete gitme durumlarından) dolayı sıvı alma isteği azalır. Bunlarla beraber bu yaş döneminde sıcak havalarda veya hastalık durumlarında daha çabuk dehidrate olma eklendiği zaman, sıvı yetersizliği çok ciddi sorunlar doğurabilir. Bazı ilaçlar ve kronik hastalıklarda dehidrasyon riskini artırır. Hafif dehidrasyon belirtileri, kabızlık, baş ağrısı, sersemlik hissi, düşük tansiyon, çarpıntı ve bilinç kaybı olarak görülebilir. Şiddetli dehidrasyon ise, böbrek yetmezliği, beyin ödemi ve ölüm ile bile sonuçlanabilir.

B12 eksikliği toplumda her yaş grubunda çok görülen ancak ileri yaşlarda sindirim sistemi problemlerine bağlı daha çok eksikliğini gördüğümüz çok önemli bir vitamindir. Eksikliği çok kolay telafi edilmekle beraber, eksikliğinde çok ciddi hatta hayatı sonuçlar doğurabilir.

B12 eksikliğinin başlıca belirtileri ;
• El ve ayaklarda karıncalanma ve uyuşma hissi
• Yürüme zorluğu
• Anemi/kansızlık
• Şişmiş ve enfekte olmuş dil
• Düşünme zorluğu, hafıza problemleri, mantıklı karar verme yetisinde azalma
• Halüsinasyon
• Halsizlik ve bitkinlik hali

D vitamini eksikliği ileri yaşta , evden dışarı çıkabilmenin azaldığı, kişinin yeterinde güneşten faydalanamadığı ve cilt kalınlığının artığı bu dönemlerde özellikle kas dokusunun zayıflaması şeklinde büyük bir problem olarak karşımıza çıkar. Kas zayıflığı buna bağlı düşmeler ve kırıklar ileri yaşlarda görülen en ciddi problemlerin başında gelir. Ayaklarda ağırlık hissi, çabuk yorulma, merdiven çıkarken ve oturulan yerden kalkerken ki ağırlık hissi ,kas zayıflığın en önemli göstergesidir. D vitamini eksikliğine bağlı kırıklarda özellikle D vitamini yetersizken alınan fazla kalsiyumun göstergesi olabilir.

Öneriler ;
• Özellikle ileri yaş dönemlerinde B12, Magnezyum, A ve C vitaminden zengin gıdalar bolca tüketilmelidir. (koyu yeşil sebzeler, kuruyemişler, kurubaklagil, yumurta ve et gibi)
• Yüksek lifli gıdalar, lifli yeşil sebzeler, tam buğday ürünleri, yoğurt ve kefir gibi gıdalar beslenmede aktif rol almalıdır
• İhtiyaç durumda vitamin takviyeleri alınmalıdır
• Tuz tüketimini azaltmak için baharat ve zeytinyağı ve limon kullanımını artırmak bir çözüm olabilir
• Tatlı tüketimini azaltmak için doğal tatlı ürünler (bal, pekmez gibi),meyve tüketimi artırmak, pişirilen yemeklerin içerisine tatlı biber koymak bu konuda destekleyici olabilir.
• Dehidrasyonu engellemek için küçük miktarlarda ama güne yayılmış olarak sıvı tüketimi öneriler arasındadır. Günlük sıvı tüketimi 24 saat için en az 1,7lt civarı önerilir.

Şiddet gören çocuk fazlasını uyguluyor!

Hayatı ebeveynleriyle kurdukları ilişkiden öğrenen çocuklar, ev içinde öğrendiği şiddeti ev dışında uyguluyor. Teknoloji ile maruz kalınan şiddete de dikkat çeken uzmanlar, şiddete maruz kalan ya da tanık olan çocuklarda ileriki yıllarda depresyon, kişilik bozukluğu, uyuşturucu kullanımı ve kaygı bozukluğu gibi sorunlar görüldüğünü söylüyor.

Aile içindeki şiddete maruz kalan ya da tanık olan çocukl
ar da şiddete yönleniyor. Üsküdar Üniversitesi NPISTANBUL Hastanesi'nden Uzman Psikolog Aziz Görkem Çetin, aile içi şiddetin başrolünde olan erkeğin kendisinin de aile içi şiddet ortamına maruz kaldığını belirterek, "Şiddete maruz kalan bir çocuk şiddete yönelik eğilim gösterir" dedi.

Şiddet gören çocuk, daha fazlasını çevresine gösteriyor
Aile içinde çocuklara yönelik şiddet ile kadına yönelik şiddet arasında ciddi bir ilişki Çetin, şunları söylüyor:

"Bir aile içinde şiddet varsa büyük olasılıkla çocuk da şiddet görmektedir. Pek çok anne, çocuğundan şiddeti gizlediğini düşünür ancak çocuklar şiddete fiziken tanık olmasalar da seslerden ve şiddetin beden üzerinde yarattığı izlerden görür."

Şiddeti yaşayan çocukların aynı şiddeti hatta daha fazlasını çevresindekilere uyguladığına da işaret eden Çetin, "Bu çocukların aile dışında şiddet uyguladıklarını görüyoruz. Özellikle akranlarına zorbalık uygulamaya eğiliminin diğer çocuklara kıyasla daha fazla olduğu görülüyor" diyor.

Şiddet, psikolojik sorunları getiriyor!
Dayak ve baskıya maruz kalan çocuklarda ileriki yıllarda depresyon, kişilik bozukluğu, uyuşturucu kullanımı ve kaygı bozukluğu gibi sorunların ortaya çıktığını da belirtiyor.

Çocukların aile içi şiddeti yaşamasalar bile şiddete teknoloji sayesinde tanıklık ettiklerine değinen Uzman Psikolog Aziz Görkem Çetin, ebeveynlerin günümüz koşullarında çocuklarını şiddetten korumalarının oldukça güç bir duruma geldiğini de dile getiriyor.

Ebeveyn kendini kontrol etmeli
Yapılan araştırmaların anne veya babanın öfke gösteren çocukları disiplin etmede zorlandıklarını gösterdiğini aktaran Çetin, "Bu zorlanma nedeni ile de agresif davranışlar çıkabiliyor ve bu da amaca hizmet etmiyor. O yüzden bir ebeveynin öfkesinin farkında olması kendisini kontrol etmesi için başlangıç değeri taşıyor" diye konuşuyor.

Çocukların dürtülerinin gösterdiği yola doğru gittiğini ve amaçlarının anne- babalarını zorlamak ya da kızdırmak olmadığını ifade eden Uzman Psikolog Aziz Görkem Çetin'in ebeveynlere şu önerilerde bulunuyor:

"Bir ebeveyn olarak önce çocukların haz anlamında hareket ettiklerini anlamalıyız. Bu yüzden çocuğa odaklanmak yerine davranışa odaklanmak ve davranışın yanlış olduğunu ona söylemek gerekiyor. Yanlış olduğunu düşündüğümüz davranışı açıklayarak ve öfke göstermeyerek izah etmeliyiz. Örneğin; 'ödevini yapmadığın için sen sorumsuz birisin' yerine 'senin daha iyi bilgi kazanman için sana verilen görevleri yapmalısın' tarzında açıklayıcı bir söylem daha iyi olacaktır."

Bu belirtiler varsa şiddete maruz kalmış olabilir!
Korku
Sık irkilme
Kaygı
Altını ıslatma
Dil gelişiminde gerileme
Uyku düzeninde bozulma
Uykuda kâbus görme
Agresif davranışlar
İntihar eğilimleri
Bedensel yakınmalar (Baş ağrısı, mide bulantısı vb.)
Okulda başarısızlık
Özgüven eksikliği
Arkadaş ilişkilerinde problemler
İçe kapanma
Konsantrasyon sorunları

 
İçerik : Vektörel Çizim | Grafik İndir | Çizim İndir
Copyright © 2016. Vektörel Çizim indir,Vektörel İndir,Cdr,Corel Draw indir,Vektör indir - Tüm Hakları İçinde Saklıdır.
Çizim İndir Ücretsiz Vektör Psd Photo Shop
Crol Draw Sitemap